İnsancı İlke verilerine ait neticelerin “evrenin mükemmel ve kritik değerler ile oluştuğu” fikrini desteklemesi, evrenin tesadüfen oluştuğu görüşüne sahip olan ve bu fikre karşı çıkan materyalist çevreler tarafından ‘Çok Evrenler’ (Many Worlds) teorisinin ortaya atılmasını sağlamıştır.  İlk olarak 1957 yılında Hugh Everett tarafından ortaya atılan bu senaryonun amacı, sonsuz bir küme ve sonsuz bir ihtimaliyet oluşturarak İnsancı İlke’nin evrenin oluşumu hakkında ortaya koyduğu kritik değerleri sonsuz ile kıyaslayarak önemsizleştirmektir. Bu fikre göre tek bir evrenden bir sürü evrenler oluşmuştur.[43]

Bütün ilâhî dinlerin en temel mesajı olan “Tanrı’nın varlığı, birliği ve O’nun bütün âlemi yaratmış olduğu düşüncesi” tarih boyunca evrendeki tasarıma dikkat çekmiş bu görüşe karşı olan materyalistler ise bu tasarımı ve Tanrı’nın varlığını reddetmişlerdir. Dine karşı bilimi kendine dayanak olarak gören materyalist anlayış, 20. yüzyılın modern bilimsel verileri, astronomik ve fiziksel bulguları, hayatın oluşabilmesi için gerekli olan hassas değerlerin bulunması gibi daha bir çok bilimsel açıdan da reddedilemeyecek kadar belirgin bulgular karşısında çaresiz kalmıştır. Bu çaresizlikten hareketle evrenin bilinçli bir şekilde yaratılmış olabileceği tezini kabul etmemek için “Belki de evrenimiz sonsuz sayıdaki evrenlerden biridir. Bizim evrenimiz de tesadüfen yaşama uygun olmuştur” şeklinde bir iddia ile sonsuz evrenler teorisini savunmaya ve bu teoriden hareketle İnsancı İlke’nin bize sunmuş olduğu verileri tesadüfler ile açıklamaya çalışmaktadırlar.

AP’ın teistik yorumuna karşı tepkilerden biri de, “evrenin bulduğumuz gibi olması gerektiğine dair kesin bir gereklilik olmadığı” iddiasıdır. Bazı anahtar koşulların farklı olabileceği ya da bazı başlangıç koşullarının değişik olabileceği (Big Bang gibi) kabul edilebilir. Nitekim fiziksel koşullar, yaşamın başlamasına zıt olsaydı hiçbir gözlemci olmazdı. Fizikçiler, bu fikri destekleyen modeller ortaya atmışlardır. Buna göre evren uzay ve zaman bakımından sonsuz olabilir. Bu durumda birbiriyle iletişime geçemeyecek kadar uzak bölgelerin bir kısmında yaşam olurken diğerlerinde olmayabilir. Bu, birçok evren içinde şu anki modelin örneği olabilir ancak termodinamik açıdan mümkün olmayan sınırlar ortaya çıkardı. Sadece bu gibi durumlarda gözlemciler var olabilecekler ve bunlar kaçınılmaz olarak etraflarında kendi varlıklarına uygun bir çevre bulacaklardı. Bu konu çeşitli şekillerde ortaya atılmıştır. Bilindiği gibi evren yavaşlayan bir hızla genişlemektedir. Eğer bu yavaşlama devam ederse Big Bang ile başlayan evren, ‘Büyük Çöküş’ (Big Crunch)[44] denilen bir kapanmayla son bulacaktır. Ancak bazı kozmolojistler bunun olası farklı başlangıç koşullarıyla yeni bir evrene başlangıç olacağını söylerler. Bu çeşitli alternatifler de geçmişte sayısız kez gerçekleşmiş ve gelecekte de tekrar tekrar gerçekleşebilecek, ancak bunların bazısının yaşama olanak verirken, bazısının vermemiş olduğu düşünülür.[45]

Hugh Everett’in ‘Çok Evrenler Teorisi’, her ölçülebilir büyüklüğün her muhtemel değerine karşı gelen evrenler kümesi olduğunu ileri sürer. Bu sonsuz kümeden sadece bir kaçı biyolojik yaşam için gerekli özelliklere sahiptir. Ancak bu görüş aşağıda belirtilen noktalarda aksar:

· Bu farklı dünyaların orijinal maddesi nereden geldi? Bu maddeler kendini organize etme özelliğine nasıl sahip olabildi?

· Bu teoriyi destekleyen somut bir kanıt yoktur.

· Bu çok evrenlerin her birinde her nesnenin farklı bir varyasyonu olmalıdır. Bazı evrende ‘İyi Hitlerler’ bile olabilirdi. Yani buna göre her konunun sonsuz derecelenmesi olmalıdır.

· Muhtemel bir dünyanın ayrılmalarının nasıl olup da uygun evreni bir arada tuttuğu anlaşılmaz. Ayrıca bu teori oldukça karışıktır. [46]

Bu teori, Occamlı’nın[47] usturasına da takılır. H.Everet’in fikri  ‘çok evrenler’ değil ‘çok dünyalar’ olarak yorumlanmalıdır. Çünkü her bir farklı olasılık aynı kökenden gelir, aynı fizik yasalarına sahiptir. Böylece evreni, “fiziksel gerçekliği olan her şeyi kapsayan” bir kavram olarak tanımlarsak, her bir farklı olasılık, farklı bir ‘dünya’ olur. Geçmişin Toplanması Yorumuolarak bilinen yorumda S.Hawking, R.Feynman’ın “bir atom altı parçacık A’dan B’ye, bu iki nokta arasındaki bütün fiziksel yolları alarak gider” şeklindeki yorumunu kullanır. Bu yoruma göre, söz konusu yollar daha sonra ard arda toplanınca tek bir gerçek dünya belirlenebilir. Hawking, bunu evrendeki her bir parçacığın tüm muhtemel yolları alacağını söyleyerek genişletir ve uzun bir zaman geçmesine izin verirsek şu anki evrene ulaşacağımızı söyler.[48] Ancak bu izah, “evrenin neden ard arda gelen anlar sonrasında tam bir düzensizliğe dönmediği sorusunu” açıklayamaz. Şayet tüm yollar, tüm parçacıklarca alınıyorsa, düzenli durumdan çok daha fazla düzensiz durum vardır. Buna göre çok düzensiz bir evren ile karşı karşıyayız. Ayrıca bir an, geçmişte atomların düzene kavuştuğunu kabul etsek bile, oluşan bu düzende her bir parça, her an farklı bir davranışa girecek ve düzeni korumak mümkün olmayacaktı. Bu ikilemden kurtulmanın tek yolu, söz konusu olasılıkların tümünün geniş aralığını, dar bir aralığa indirgeyecek “her şeye gücü yeten Varlığı” kabul etmektir. [49]

Şayet evren, kazara meydana gelmiş olsaydı, onda geçmişteki düzensizlikten kalan bir iz, bir hata olurdu. Ancak böyle bir hata veya iz  keşfedilmemiştir. Penrose’a göre Big Bang, tamamen kara delikler de (Black Holes) oluşturabilirdi. Ancak bütün bunların yerine ince ve her yere yayılmış maddeden oluşan bir evrene sahibiz.  Penrose bu konuda şöyle söylemektedir: “Big Bang’in maddeyi homojen ve ince bir şekilde dağıtacak bir biçimde olması oldukça zordur. Düzensiz bir şekilde olsa sadece kara delikler oluşurdu. Bu olasılık 1010^30 da 1 dir.” Tanrı’nın varlığı sonucu,  bu boşlukları doldurmak için çıkmaz. Bu sonuç doğal olarak, bir “İlk Yaratıcı” olmasını gerektirir.[50]

” style=”text-align: justify; text-indent: 35.4pt; line-height: 150%; page-break-before: always; margin-bottom: 12.0pt”> Ayrıca bütün bu “Çx” align=”justify”>ok Evrenler Teorileri” düzenin yalnızca şans eseri uzun ya da sonsuz bir zaman sürecinde oluştuğunu kabul eder. Ancak bunun, evrenin sürekli olarak düzensizliğe gittiğini vurgulayan Termodinamiğin ikinci kanununa göre nasıl mümkün olduğu açıklanmamıştır. Akla gelmesi gereken sorun şudur: söz konusu bu kanunu delmeden düzenin ortaya çıkması, çevrenin düzensizliği sürekli artıyorsa  mümkündür. Ancak şayet bütün evren düzene ulaşırsa, evrenin çevresinde olan her hangi bir çevre yoktur. Daha zararlı olan ise paralel evrenlerin bizim tarafımızdan gözlenememesi sorunudur. Her bir evrenin yalnız kendi içinden gözlenebildiği ve hatta bizim de bu alternatif evrenlerin her birine bölündüğümüz iddia edilir. Bunu da, tıpkı dünyanın güneş etrafında döndüğünü fark edemememiz gibi fark edemeyiz. Bütün bunlar, Occam’ın usturası tarafından kesilir. Çünkü bu model, diğer evrenlerin bizim tarafımızdan gözlenmesini imkânsız kılar. Bu durumda doğanın detaylarını ve yapısını, sadece çıkarımla bulabiliriz. Uzak bölgelerle iletişim olasılığımız azdır. Ancak tüm bunlar, bizim dünya üzerindeki varlığımızın değerini azaltmaz. Aksine şâyet başka yerlerde yaşam bulunabilirse, AP daha da güçlenir. Genişleyen bir evrende uzak galaksiler bizim varlığımızın şartı olabilir. Eğer başka  dünyalar da var olsa, bu bizim durumumuzda herhangi bir değişiklik yapmaz. Bu nedenle, “Çok Evrenler Teorisi” nin AP’a karşı görüşleri azaltmaya yönelik bir etkisi olmaz.[51]

Richard Swinburne, çok evrenler iddiasını şu şekilde eleştirmektedir: “Bir muhalif, bir çok dünya teorisi olarak bilinen kuramı savunabilir. Eğer trilyonlarca evren varsa, onlar arasında olabilecek bütün olası türden düzen ve düzensizlikleri göstererek, hayvanların ve insanların ortaya çıkmasına yol açacak basit, anlaşılabilir yasalar tarafından yönetilen bir evren olması kaçınılmazdır. Doğru. Ancak bizimki dışında başka evrenlerin olduğunu düşünmek için bir neden yoktur. Bildiğimiz her nesne, evrenimizin gözlemlenebilen bir bileşenidir veya böyle nesneleri açıklamak için varsayılmıştır. Evrenimizin düzenliliğini açıklamak için, bir Tanrı yerine trilyonlarca evren varsaymak, mantıksızlığın en üst düzeyi gibi görünüyor. Bilimin doğal dünyanın ne kadar derinden düzenli olduğunu bize göstermedeki başarısı, bu düzenin daha da derin bir nedeninin olduğuna inanmak için güçlü gerekçeler verir”.[52]

Stephen Hawking’in çalışma arkadaşlarından biri olan kozmolog Martin Rees ise  bu konuda şöyle söylemektedir: “ Bilim adamlarının birleştiği ortak noktalardan biri de, 14. yüzyılın başlarında Ockham’lı William tarafından ortaya konulan ‘Ockham’ın Usturası’ sınırlamasına riâyet etmeleridir… Herhalde hiç bir şey bu sınırlamayı, sonsuz bir evrenler dizisini kabul etmekten daha şiddetli bir biçimde ihlal edemez! Ayrıca, gözlemlenemeyen ve muhtemelen de asla gözlemlenemeyecek olan bölgelere başvurmak pek de ‘bilimsel’ olmasa gerek”. [53]

Bilimsel açıdan hiçbir gözlem ve deneye dayanmayan, ayrıca tamamen hayalî ve tutarsız bulunan  “Çok Evrenler Teorisi” fizikçi Paul Davies’in de eleştirisine maruz kalmıştır: “Her şeye rağmen çok evren kuramcıları, teorilerine ilişkin ‘öteki dünyaları’ asla –ilke olarak bile– denetleyemediklerini kabul ederler. Kuantum dalları arasında gezinme yasaklanır. Üstelik sonsuz ya da salınımlı model, evrenlerdeki düzenli bölgeler hiçbir gözlemcinin, asla çok evrenlerin varoluşunu deneysel olarak yalanlayamadığı ya da doğrulayamadığında ya da uzayın böyle kocaman yayılımları yoluyla ayrılırlar. Bütünüyle teorik yapının bilimsel anlamda, doğanın bir özelliğinin bir açıklaması olarak, asla nasıl kullanılamayacak olduğunu anlamak zordur. Elbette, insan sonsuz bir Tanrı yerine sonsuz bir evrenler dizisine inanmayı daha kolay bulabilir, ama böyle bir inanç gözlemden çok inanca dayanmalıdır”.[54]

Alman matematikçi ve filozof  Leibniz’in, dünyamızın muhtemel olanın en iyisi olduğunu söylediği daha önce belirtilmişti. Bazıları, “dünyada kötülük varsa bu dünya nasıl en iyisi olabilir?” demektedir. Ancak kötülük olmayan bir dünyada düşünce ve davranışlar kötülük olmaması için kontrol edilirdi ve insanlar robotlara döndürülürdü. Bütün temel sabitler farklı olup yine de bir yaşam meydana getirebilirdi. Ancak göz ardı edilemeyecek husus çeşitli parametrelerin bir araya gelip AP’a uygun olarak yaşamı destekleyen bir çevre oluşturmasıdır.

Ayrıca bundan daha iyi bir dünyanın nasıl olacağını gösteren bir yol yoktur. Şu ana kadar hiç kimse, belli bir sabiti değiştirerek daha iyi bir dünya elde edememiş aksine, daha kötüsünü elde etmiştir. Ayrıca Leibniz’in ‘Radikal İyimserlik Prensibi’ (Radical Optimism Principle) bir yerde uygulanıp bununla o yapının olabilecek en iyisi olduğu gösterilirse, evrenin birliği-bütünlüğü göz önünde tutularak, aynı ilke her yerde uygulanabilir. Bu da Leibniz’in “şayet her şey lâyıkıyla göz önünde tutulursa bu dünya, mümkün dünyaların en iyisidir” tarzındaki iyimserlik görüşüne uyar.[55]

İnsancı İlke’den hareketle ortaya çıkan sayısız ve mükemmel oluşumları değersiz gösterme çabaları ile ortaya atılan senaryoların yanlışlık ve tutarsızlığı, Dünya İlkesi(The World Principle) olarak isimlendirilen bir anlayışla da ortaya konabilir. Bu İlke, İnsancı İlke’yi de kapsayan çok daha geniş bir prensip olarak karşımıza çıkar. Bu ilkeye göre, insanın var olması için gerekli olan ‘olmazsa olmaz’ şartlar yanında, insanın varlığı için ‘olmazsa olmaz’ türden olmayan diğer tüm canlıların oluşumu için ‘olmazsa olmaz’ türden şartları ve mükemmellikleri de kapsayan daha geniş bir anlayış ortaya konabilir. Örneğin bir arının ya da başka bir hayvan veya bitkinin oluşumunu düşünelim. Bunların ortaya çıkması ve insanların bütün bu canlılardan bu denli fazla biçimde faydalanıyor olması, insanın varlığı için zorunlu şartlardan değildir. Etrafımızdaki canlıların ve besinlerin, insan yaşamı için  yaşanabilecek kadar olmaması için hiçbir neden yoktur. Ancak etrafımızda kolayca gözlemlenebildiği gibi, ihtiyaç duyulandan çok daha fazla hayvan, bitki, meyve gibi pek çok varlık ve besin bulunmaktadır. Bunlardan sadece birinin bile  kendiliğinden oluştuğunu ya da varlığının bir amacı olmadığını iddia etmek, son derece anlamsız ve tutarsızdır.

“Dünya, canlılar için seçilmiş özel bir alandır. Bu alan, Tanrı’nın canlılar yaratmak suretiyle sanatını, gücünü sergileme alanıdır. Dünya içinde akıllı bir varlık olan insanın gözlemci olarak bulunması, bu serginin sebeplerinden biridir. Bu canlıların bir çoğu, insanın varlığı için “olmazsa olmaz” lardan biri olmasalar bile, insana bal gibi gıdalar vererek, insana Tanrı’nın inayetini gösterirler. İnsanın yanıbaşında bu kadar çok türden canlının var olması bir açıklamaya muhtaçtır. Bunlar, insanın varlığı için gerekli olan şartları gözlemlemesiyle açıklanamaz. Çünkü bunlar olmadan da insan var olabilirdi. Dünyanın içindeki oluşumlar ve özellikle bitkisiyle hayvanıyla tüm canlılar, insanın “olmazsa olmaz” ihtiyaçlarının çok ötesinde; mükemmelliği, üstün bir sanatı ve kudreti göstermektedir. “Dünya İlkesi”, bizi, “İnsancı İlke” nin yöneldiği “olmazsa olmaz” şartların dışındaki çok geniş bir alana yöneltmektedir. Bu alana “İnsancı İlke” ye ilaveten şunlar da girmektedir”:[56]

1.             Diğer tüm canlılar,

2.             İnsanın yaşaması için “olmazsa olmaz” şartlardan olmayan mükemmellik göstergeleri ve

3.             Sayılanların tamamının tek bir gezegende (Dünya) toplanması.

İnsancı İlke’yi ateist bir anlayışla yorumlayanlar insanın var olması için gerekli olan “olmazsa olmaz” şartlara şaşırmamamız gerektiğini söylemişlerdir. Dünya İlkesi ise olmazsa olmaz şartların dışındaki geniş bir alana dikkatleri çekmektedir. Bu alandaki diğer canlıların ve mükemmellik göstergelerinin herhangi biri için yapılacak olasılık hesabı Bilinçli bir tasarımı ortaya koyar ve bu yaklaşıma İnsancı İlke’ye yöneltilen itirazlar yöneltilemez. Etrafımızdaki canlılığın ve oluşumların bu kadar çeşitli renk, koku, tat, şekil ve özelliklerde olması; bunların dünyadaki ekolojik düzeni sağlamaları; bazen, arıda oluğu gibi, kendi ihtiyaçlarından fazla üretim, bazen de sadece insanlar için üretim yapıp ürün vermeleri, ayrıca insanlığın hizmetine verildiği gözlenen bunca güzellikler, bütün bunların bilinçli bir şekilde üstün ve kudretli bir Zât(Tanrı) tarafından insanlara sunulmuş nimetler olduğunu ortaya koymaktadır.