Eski Yunan’da, Batı’da ve Doğu düşüncesinde tasarım delili yer almıştır. “Tasarım Kanıtı, diğer adıyla Teleolojik Kanıt, Ontolojik ve Kozmolojik kanıtlarla birlikte Allah’ın varlığının kanıtlarının üç klasik kanıtından biri ve belki de en popüler ve geniş kapsamlı olanıdır. Bu kanıt, ontolojik kanıt gibi filozoflara mahsus değildir. Sadece filozoflar ve ilahiyatçılar değil, kozmolojistler, fizikçiler ve biyologlar da tasarım kanıtına çok büyük ilgi duymuşlardır. Bu kanıt, dünyanın düzeni ve amacının gözlemlenmesiyle Allah’ın varlığı sonucuna ulaşılması esasına dayanır.”[136]

Tasarımın amacı, son etkisi, tasavvuru ve teleolojisi (doğada düzen bulunduğunu göstermek için deliller) arasında ayırım yapmak gereklidir.Tasarım, bir şeyi yapmak için akılda oluşan ‘şema’, ‘plan’, ‘amaç’, ‘niyet’, ‘önceden düşünülmüş plana göre gerçekleştirme’, ‘sondaki bakış’, ‘amaçlanan şey’ mânalarına gelir. Tasarım bir plandır, önceden düzenlenmiştir, ilk plan, niyet ve gerçekleştirmektir. Ayrıca bu niyetin, planın nesnesi ‘amaçlanan şey’ dir. ‘Kasıtlı niyet’, ‘hedef’, açısından ve ‘son’ fikri olarak bakılınca Tasarım Delili, Teleolojik Delil olarak da anılır. Öncelikle aklın varlığı kabul edilir ki ‘kasıtlı niyet’ olsun. Bununla da  akıllı bir tasarımcı kanıtlanır.[137]

Eski Yunan’a kadar dayanan evrendeki tasarım inancına Yunanlı filozof Diogene’in mevsimlerin düzenindeki tasarımı fark ettiği sözünden bir örnek verelim:    “Böyle bir düzenleme kesinlikle üstün bir akıl olmadan gerçekleşemezdi, çünkü her şey belirli bir miktar iledir. Kış-yaz, gece-gündüz, yağmur-rüzgâr ve havanın farklı tutumları. Diğer şeyler de bunun gibidir, yakından incelendiğinde her şeyin olabilecek en üstün ve kusursuz biçimde düzenlendiğini fark ederiz.”[138] Sokrates’da tasarıma dikkat çekmiş ve şöyle söylemiştir: “ Buna hayran kalmamak mümkün mü…yemeklerin yolculuğuna başladığı ağzımız, gözlere ve buruna özellikle yakın bulunmaktadır, böylece beslenmeye uygun olmayan şeylerin ağza atılmasını engellemiş olur. Ve sen Aristodemus hâla şüphede misin ki, bu parçaların düzeni bir tesadüf eseri değildir ve gizli, akıllı bir tasarımın aklıdır.”[139]

Tabii ki bu tasvirler, basit gözlemlere dayanan anlatımlardır. Ancak evrende nereye bakarsak ciddi bir şekilde dikkatlerimizi çeken bilinç, tesadüflere ve basitliğe meydan vermeyecek boyuttadır. Bu konuyu önceki bölümlerde Teleolojik Delil başlığı ile incelenirken tarih boyunca nasıl kullanıldığı gösterilmişti. Burada da kısaca çeşitli örneklemeler yapılarak ve bu delilin İnsancı İlke ile bağlantısı kurularak bu kullanım desteklenmeye çalışılacaktır.

Ünlü biyokimyacı Michael Behe’nin meşhur eseri Darwin’in Kara Kutusu’ndaki‘Tasarımın Tespiti’ başlıklı bölümünde, akıllı tasarım için şöyle demektedir: “Bir odanın içinde dümdüz uzanmış bir vücudun yerde yattığını düşünelim. Çevresinde dönüp dolaşan bir düzine kadar dedektif, ellerindeki büyüteçlerle zemini inceleyip suçluyu tespit etmeye çalışmaktadır. Odanın tam ortasında, vücudun yanında gri bir fil durmaktadır. Dedektifler, yerde dolaşırken bu iri hayvanın bacaklarına çarpmamaya dikkat ederler ve ona bir kez bile bakmazlar. Zaman geçtikçe bir şey bulamayan dedektifler, giderek düş kırıklığına uğrarlar ve yere doğru daha çok yaklaşmaya başlarlar. Gördüğünüz gibi ders kitaplarında, dedektiflerin “suçlu adamı bulmaları” söylenmektedir, bu yüzden file dikkat etmezler bile. Hayatın gelişimini harcayan bir oda dolusu bilim adamının arasında bir fil durmakta. Bu filin üzerinde ise “Bilinçli Tasarım” (intelligent design) yazıyor. Yaptığı araştırmaları ve çalışmaları akılsız sebepler üzerine yapılandırmak zorunluluğu hissetmeyenler için, en açık sonuç, biyokimyasal sistemlerin bir tasarımın eseri olduğudur. Bunlar doğanın kanunları tarafından tesadüfler sonucu veya bir ihtiyaçtan dolayı tasarlanmamıştır; aslında bunlar önceden planlanmıştır. Tasarımı yapan ise sistemlerin en son halinin nasıl olacağını en iyi şekilde bilmektedir; bu nedenle sistemlerin oluşacağı her adımda planlanmıştır. Yeryüzündeki hayat da, en basit örneğinden en kritik parçalarına kadar, bu akıllı tasarımın sonucudur.”[140]

Evrendeki düzenin inceliğini şu örnekle açıklayabiliriz : Yere sonsuz mesafede büyük bir tahterevalli düşünün. Her iki tarafa  koyacak trilyonlarca ağırlığınız olsun. Bir yana koyulacak en ufak bir fazlalık, dengeyi bozacak ve evreni yaşama olanak tanımayan bir konuma getirecektir. Burada dikkat çekmesi gereken nokta da her bir ağırlığın konabileceği sonsuz yer ve sonsuz sayıda ağırlık olmasıdır.[141] Barrow ve Tipler: “ Şu anda gözlenen evren, çok özel ilk koşullardan gelişmiştir. Şu anki evren bütün muhtemel olasılıklar arasında çok ufak bir olasılıkla sahip olunabilecek özelliklere sahiptir. Ancak eğer bu muhtemel olasılıklar gözlemcilerin olması gerekeceği şekilde kısıtlanırsa şu anki dinamik oluşumun olasılığı kabul edilir duruma gelir.”[142]Bu mümkün olayların sonsuz aralığını, belli şartlarla daraltmak demektir (Gözlemci oluşturma şartı). Bu ayarı, da her şeyi bilen akılkoymuş olabilir.[143]

“Evren, niçin çöken modellerde sonsuza dek genişleyen modelleri ayıran kritik hıza çok yakın bir hızla genişlemeye başladı, öyle ki şimdi, on milyar yıl sonra bile, hala kritik hıza yakın bir hızla genişlemekte. Big Bang’ten bir saniye sonraki genişleme hızı, yalnızca yüz bin milyarda bir oranında az olsaydı bile, evren daha bugünkü büyüklüğüne erişmeden çökmüş olurdu.”[144]“Evren, biraz bile daha yavaş genişleseydi çekim gücü nedeniyle içine çökecekti; biraz daha hızlı genişleseydi evrenin maddesi tamamen dağılıp gidecekti. Bu iki felâketin arasındaki dengenin ne kadar iyi hesaplanmış olduğu sorusunun cevabı çok ilginçtir. Eğer patlama hızının meydana geldiği zamanda bu hız gerçek hızından sadece 1/ kadar bile farklılaşsaydı, bu, gerekli dengeyi yok etmeye yetecekti. Dolayısıyla evrenin patlama hızı inanılmayacak kadar hassas bir kesinlikle belirlenmiştir. Bu nedenle  Big Bang, her hangi bir patlama değil, her yönüyle çok iyi hesaplanmış ve düzenlenmiş bir oluşumdur.”[145]

AP, bizim varlığımızın bir sonucudur hatta daha doğrusu biz AP’ın gözetilmiş olmasının bir sonucuyuz. Tarihte insan çevresinde olanları kendi avantajı için kullanmıştır: Rüzgâr ve dalgayı enerji için, meyveyi yemek için, vücudunu gezmek için… Bu yoldan bakılınca insanın dünyanın tüm zenginliğini ve bolluğunu kendi yararına kullandığı ve dünyanın insanlık için eşsiz olarak tasarlandığı sonucuna varılabilir. Tasarım kanıtı, birçok kültürde yerini almıştır. AP, fizikle felsefenin iç içe olduğu “metafizik” zamana kadar dayanan eski bir fikrin yeni bir ifadesidir. Carter’ın SAP’ına göre gözlemciler evrenin gelişmesinde önemli bir rol oynar. Bu tarz bir nosyon, geçmiş yüzyıllarda da tartışılmış ve bir Tanrı bulunup bulunmadığı sorusuyla beraber yer almıştır. Biyolojik gelişmeler, Yunanlıların parçaların bütüne kendini adapte ettiği ve üyelerin sadece bütün içindeki fonksiyonuyla anlamlı olduğu görüşünü desteklemiştir (Organizmayı oluşturan hücreler gibi). Böyle bir görüşü en çok savunan kişi Aristo olmuştur. O, bir olayın birçok nedene dayandırılabileceğini ve aralarından birinin “etkin sebep”  olacağını belirtmiştir. Aristo, bir doğal objenin “son nedeni” ni  bilmeden onun hangi son için var olduğunu anlamayacağına inandığını belirtmiştir.[146]

Rönesans, Yunanlıların biyolojik görüşünden mekanik bir görüşe doğru bir paradigma değişikliği yapmış ve dünyayı sahip olduğu düzene dayanarak  “saat-dünya” olarak görüp  Yaratıcıyı da bu saati yapan usta olarak göstermiştir. Yunanlıların organik görüşünde yatan teleolojik görüş, “şeylerin rehberliğini” (guidedness of things) savunurken; bu mekanik görüş şeylerin Tanrı tarafından içsel özelliklerinin verildiğini ve kanunların düzenliliğini savunmuştur. Bu gelişmeler bizi kanunların nedenselliği nedeniyle düzenin bir amacının olduğunun savunan teleolojik kanıtla, düzenin planlanmış bir nedeni olduğunu savunan eutaxiological kanıt arasında bir ayrım yapmaya itmiştir. Teleolojik  deliller, şeylerin bizim faydamız için ya da nihâi bir sonuca hizmet için yaratıldığını  savunurken; eutaxiological deliller şu anda evrende bulunan düzene ve âhenge (harmoni) işaret eder. Saatin ne için yaratıldığı bilinmese de kullanımı için minnettar kalınabilir. Bu ayrım ve terminoloji, L.E. Hicks tarafından 1883 de ortaya atılmıştır.

Tasarım kanıtları, elbette her şeyde düzen olduğunu reddeden düşünceleri de beraberinde getirmiştir. Birçok septik görüş kendini biyolojik alanda gösterir ve çevresel adaptasyon ile doğal seleksiyon düşüncesi de bunlarda kilit bir rol alır. Teleolojik delillerin gücü, onların çok basit herkes tarafından kolay anlaşılabilir olmalarında yatar (Gözün amacının olması gibi). Eutaxiological Delil ise, Newton’la beraber her şeyde matematiksel bir âheng ve güzellik bulur ve bilimsel bilgiyi gerektirir. Bu nedenle mantıksal olarak daha kolay, ancak içerik olarak daha zor ve ilginç olan eutaxiological deliller daha az tutulmuştur. Kural olarak teleolojik deliller daha genel, ilâhî görüşle el ele giderken, eutaxiological deliller, analitik ve yerel bakışa ve modern fiziğe daha çok uyar. En basit Tasarım delili bile, doğayı gözlemleyerek ortaya çıkmıştır; bu bakımdan felsefi değildir.[147]

Biyolojik sitemlerdeki teleolojik deliller, Darwin’le eski önemini kaybetmiştir; halbuki eutaxiological deliller, evrenin astronomik oluşumunun tesadüfî olduğunu iddia eden gelişmelerden etkilenmemiş ve  bu deliller  modern AP görüşüne dönüşmüştür. Başka bir modern görüş de, gerçekle bilimsel teorilerin arasındaki farka dikkat çeker. “Bizim teorilerimiz gerçeğe sadece yakındır ve bu nedenle gerçeğin tam bir tanımı olmayan bu modellerle gerçeğin nihâi doğasını anlayamayız” der.  İnsanın evrende tek olup olmadığı, evrenlerin birden fazlalığı, doğayı anlayış tarzımızın mantıksal statüsü, Tanrı’nın varlığının delili gibi birçok konu,  AP ile iç içedir. AP’ın fiziksel teorilerin bu kadar başarılı olması sonucu ortaya çıktığı iddia edilebilir. Ancak, “neden evrenin temel yapısını anlayabildiğimiz” sorusu hâla bir sırdır. AP, ayrıca doğanın temel sabitler gibi bazı yıkılmaz taşlar üzerine oturtulmuş olmasına da dayanır.[148]

Rölativite ve Kuantum Teorisi, evreni tek, ayrılmaz ve olayların birbirini belirlediği bir sistem olarak görmemize yol açmıştır. Bu daha henüz keşfedilmemiş tek bir ilkeye dayanan bir sistemdir. Bugünkü görüşe göre evrenin bütünlüğü, onu oluşturan parçaların birbiriyle tek bir prensibe dayanan ilişkileriyle sağlanır. Yapısal açıdan bu bütünsel bir tasarımdır. Her tasarım, bir bütündür, çünkü tasarım tüm içeriği gösteren bir yapıdır (Fosilin kemikleriyle geçmişte yaşayan hayvanın yeniden oluşturulması gibi). Bir bütünün teleolojisini oluşturan onun parçalarında var olan düzen prensibidir. Bu görüşe yapılan eleştiri de, gelecekte olacak bir olayın şimdinin nedeni olabileceği görüşünü kabul etmektir. Zirâ şu anda gördüğümüz teleolojik etki, parçada mevcut olan bütün olma ilkesinin sebebidir. Yani gelecekte olacak olan tüm yapı, şu anki teleolojik etkinin sebebidir. Ayrıca “kasıtlı bir niyet ve amaç da görülememektedir” diyerek bu görüşlerini desteklerler. Ancak bu karşı görüş sahipleri, maksatlı aktivitelerin amacının son durum olmadığını dikkate almazlar. Hiç bir müzisyen, senfonisini son notası için yazmaz.

Aristo: “Sonun ismini en son gelen değil, en mükemmel olan hak eder” der. Çağdaş görüşte tasarım, teleolojik süreç ve maksatlı hareket, birbirinden farklı kelimeler değildir; bunlar sadece evren kavramını farklı açılardan örneklerler. Her anatomik yapıda genetik süreçteki organizasyonun parmak izine rastlanır. Bir bütün, ancak ona dışardan bakabilen tarafından bütün olarak algılanabilir. Sadece bilinçli seviyede özneyle etrafı arasındaki ilişki belli olur, anlaşılır. Doğanın kendi içinde akıllı bir algılama oluşturması da onun düzeni içindedir. Süreç, onun sonunda oluşan ürünün de içinde yer alır ve böylece bir sonraki ürün, önceki safhaları da içerir. Doğadaki tasarım bilinçli olarak gözlenip, yorumlanmadıkça tam olarak var olamaz. Bu nedenle çağdaş fiziğin keşfettiği bütün, kendini gözlemleyecek akıllı varlıkları da içerir. Bu da AP’ın gerçek önemidir. Bu Aristo’nun “doğal formlar insanlık içindir” şeklindeki görüşü gibidir.[149]AP, yeni bir ilke değildir. Aksine geleneksel tasarım delillerinin doğanın matematiksel modelleri sahasında uygulanmasıyla ortaya çıkmıştır.[150]

Richard Swinburne, tasarım kanıtı hakkında şu ifadeleri kullanır : “Dünyadan ve düzenlilikten Tanrı’ya ulaşma kanıtı, inanıyorum ki, insan bilincinin derinliklerinde yatan düzenli bir dünyaya, felsefeciler tarafından doğal ve akılcı bir tepkinin sistemleştirilmesidir. İnsanlar dünyanın anlaşılırlığını, anlayış sahibi bir yaratıcıya kanıt olarak görürler”.[151]“Dünyada dikkat çeken düzen örneklerinin çoğu hem birlikte bulunma düzenliliğinin hem de birbiri ardından gelme düzenliliğinin sonucu olan bir düzeni gösterir. Çalışan bir otomobil, birbirine öylesine uyarlanmış parçalardan meydan gelmiştir ki, – sürücünün birkaç manivela ve düğmeyi itmesi veya çekmesiyle- hemen sürücünün verdiği talimatlara uyar. Onun düzeni parçalarının o sonucu hünerlice ve yeterince meydana getirecek şekilde düzenlenmiş olması (birlikte bulunma düzenliliği) ve tabiat kanunlarına uyarlanmış olması (birbiri ardından gelme düzenliliği) sayesinde ortaya çıkar. Hayvanların ve bitkilerin düzeni de aynı şekilde her iki tip düzenlilikten meydana gelir”.[152] Paul Davies ise şunları söylemektedir: “Evrende bilinçli yaşamın oluşması için gerekli doğa kanunlarının hassas ayarı, açıkça Tanrı’nın evreni böyle bir hayat ve bilincin gelişmesi için tasarladığı sonucunu çıkarır. Bu demek oluyor ki, evrendeki varlığımız Tanrı’nın planının merkezi bir parçasıdır.”[153]

VIII. MURPHY KANUNU ve İNSANCI TASARIM KANITI

Michael Corey, Murphy Kanunu’nu[154] AP ile birlikte kullanarak, evrenin akıllı tasarımının gerekliliği sonucuna varmaktadır. Murphy Kanunu’na göre, herhangi bir durumda ters gitme ihtimali olan her şey, eninde sonunda ters gider. Bir sistemin yanlış gitme ihtimali iki faktöre bağlıdır :

1. Sistemin komplekslik derecesi (ki bu da sistemin içerdiği bağımsız parçaların sayısına ve bunların birbirine bağlılığının kompleksliğine bağlıdır) 2. Sistemin tasarım ve işleyiş mükemmelliği.[155]

Bu iki faktör, birbiriyle yakından ilgilidir, öyle ki sistemin kompleksliğinin artması hata ihtimalini arttırır ve tasarımın mükemmelliğinin artması yanlış gitme ihtimalini azaltır. Dolayısıyla sistemin kompleksliği arttıkça, tasarımın kalitesi de artmalıdır ki ters gitme ihtimali eşit kalsın. İdeal tasarım kalitesi Murphy Kanunu’nun ortaya koyduğu probleme çözüm olabilir. Çünkü ideal tasarım bir sistemin ters gitmesi olasılığının en düşük olduğu tasarımdır. Bunu göz önünde bulundurarak, bir sistemin fonksiyonluluk derecesine bakarak onun orijinal tasarımının ne kalitede olduğu fikrine erişmek mümkündür. Bu antropik düşünme tarzını tüm evrene uygulamak da mümkündür. Son bulgular, fiziksel evrenin yapısal tasarımı ve fonksiyonel seviyesi açısından en üst seviyede kompleks olduğunu ortaya koymuştur. Bu çok önemli bir sonuçtur. Çünkü bu netice en üst seviyede kompleks olan evrenimizin oluşumu için son derece özenilmiş ve saf bir tasarıma ihtiyaç olduğunu ortaya koyar.[156]

Varlığımız için gerekli koşullar incelendiğinde birbirinden bağımsız pek çok faktörün kompleks ve çok hassas bir şekilde bir arada çalışarak gezegenimizde akıllı bir hayatı mümkün kıldığı görülür. Şayet bu akıllı hayatın oluşumunda, herhangi bir şey yanlış gitseydi, biz burada bu konuyu tartışmak üzere bulunamazdık. Ama Murphy Kanunu’na göre akıllı hayatın oluşumunda yanlış gidebilecek herhangi bir şey eninde sonunda yanlış giderdi. İnsanlığın ortaya çıkmış olması, yaşamın ortaya çıkışında hiçbir şeyin yanlış gitme ihtimalinin bulunmaması gereğini ve büyük bir organize edici prensibin akıllı hayatın oluşumundaki önemli olayların doğruluğunu kesinleştirdiği sonucunu ortaya koyar. Bazıları bunun şansa dayalı bir şey olduğunu düşünse de, evrenin milyarlarca yıl süren evrimi esnasında evrenin kompleksliği sonucu yanlış gitmesi eğiliminin bir tesadüf eseri gerçekleşmemesi düşünülemez. Evrenimizin bu şekilde bir rastlantının sonucu olarak oluşmasının ihtimali  da 1 dir. Murphy Kanunu’nun argümanları ile ilgili şunlar söylenebilir.[157]

1.      Murphy’nin Kanunu, tüm fiziksel sistemlere ve kozmik tarihin her aşamasına uygulanabilir.

2.      Sonsuz derecede kompleks olan bir sistemin düzgün çalışması için sonsuz miktarda bir dehâya (ingensity) ihtiyaç vardır.

3.      Bizim evrenimiz temel yapısı ve tasarımı itibarıyla sonsuz derecede komplekstir.

4.      Dolayısıyla, akıllı yaşamın gezegenimizde oluşmasından önce milyarlarca yıl boyunca sonsuz sayıda şeyin doğru gitmesi gerekiyordu.

5.      Yaşam merkezli evrenimizin sonsuz kompleksliği ve bu şekilde oluşması için gereken muazzam uzun süre düşünüldüğünde, büyük bir düzenleyici gücün bulunmaması durumunda pek çok şeyin yanlış gitmesi gerekirdi.

6.      Şayet canlılığın ve akıllı yaşamın ortaya çıkması esnasında bir şeylerin yanlış gitme ihtimali olsaydı, bu olasılık bu güne kadar kesinlikle gerçekleşir ve biz bugün burada olmazdık.

7.      Fakat biz buradayız.

8.      Dolayısıyla akıllı yaşamın oluşumu ile ilgili evrende bir şeylerin yanlış gitme ihtimalinin olması gerekirdi.

9.      Şansa bağlı bir durumun milyarlarca yıl boyunca evrenin üstün düzeydeki düzenini koruması mümkün değildir.

10.Dolayısıyla, büyük bir düzenleyici prensibin kozmik tarih boyunca evrenin oluşumunun her aşamasında hayatı tehlikeye atacak bir kaosa dönüşmemesini sağlamış olması gerekir.

11.Bu evrensel düzenleyici prensip, tüm pratik amaçlar ve nedenlerle Tanrı olarak adlandırılır.